27 Aralık 2012 Perşembe

Bir Hayat Hikayesi: Emmanuel Culio



Arkadaşımız Arjantin'in Mercedes şehrinde dünyaya gelmiş... Futbola da o şehrin takımı olan Mercedes Belgrano'da başlamış... İşler kötü gitmiş, kulüp kapanmak zorunda kalmış, o da başka bir yerel takıma geçmiş mecburen...Ancak bunları bir amatör kulüpte yapıyormuş....

Kaleciymiş futbola başladığında... Nedeni ise abisinden etkilenmesiymiş... Abisinin maçlarına gider, o kurtarışlar yaptıkça mutlu olur ve onun gibi kurtarışlar yapmak istermiş... Ancak Emmanuel'in boyu en fazla 1,74 cm uzayabilmiş... Boy ise bir kalecinin en önemli özelliklerindendir... Kendisi kalede kalmayı tercih edebilirmiş, ancak kısa boyundan dolayı ona, "Kaleden çık!" demişler... İşte o zamandan sonra ilk olarak stoper, daha sonra ise orta sahanın her bölgesini dolaşmış Emmanuel...

Emmanuel 21 yaşında, bir futbolcunun kendisini kanıtlayacağı bir yaşta daha yeni yeni profesyonel oluyormuş... Kendisine sorulduğunda, "O dönem benim için profesyonel bir oyuncu olmak benim için bir hayaldi!" yanıtını veriyor... Kolay değilmiş onun için işler... Futbol oynamanın yanında, gelirinin düşük olması sebebi ile inşaat işçiliği bile yapmış... Daha sonra 3. Lig'de Flandria takımında oynamaya başlamış Emmanuel... Orada oynarken bile inşaatta çalışmaya devam etmiş... Çok zor şartlarda futbol oynamış kendisi... Deplasmana giderken perişan olduğunu söylüyor kendisi o zamanlar... Ancak her seferinde çok istekli şekilde maçlara ve antrenmanlara çıkıyormuş kendisi... "Antrenmanlara Boca Juniors A takımında oynamaya gider gibi giderdim." diyor arkadaşımız... İdmandan sonra duş alabilecekleri soğuk suyu bile çok zor buluyorlarmış... Bunun üstüne bir de malzemecileri olmadığı için formalarını da kendi elleri ile yıkıyorlarmış... Çok güzel bir şey söylüyor Culio, "O dönem çok zorlandım ama bazı şeylerin değerini bilmeyi öğrendim.".


Altyapı eğitimi bile alamadan profesyonel futbola başlamış Culio... Ailesinin de kendisini Buenos Aires'e göndermeye parası yetmezmiş... Eğer Buenos Aires'e gitme şansı olsa herşeyin çok farklı olacağını dile getiriyor kendisi... Ancak bu şekilde iki mesleğinin olduğunu ve bununla da gurur duyduğunu söylüyor... Gerçekten de gurur verici...
Birkaç yıl sonra ise Independiente ve Racing Club takımlarında forma giymiş Emmanuel... Şili'de geçirdiği altı ayın kendisi için çok önemli olduğunu söylüyor... İlk defa Arjantin sınırları dışına çıkmış kendisi... O dönem olgunlaştığını belirtiyor...

Romanya'ya, Cluj'a transferi ise çok gülünçmüş... Menajeri, formasını giydiği takımın santraforunu Romanya'ya göndermek için bir kaset hazırlamış, Romen yöneticileri ülkelerine davet etmiş... Ancak yöneticiler o klipleri izlerken santraforu değil, ona o kasette tam 28 asist yapan Emmanuel Culio'yu beğenmiş... Santrafor için yorumları ise, "Sizin forvetinizin yaptığı tek şey topa dokunmak, biz orta sahada forma giyen oyuncuyu istiyoruz!" olmuş... Bu şekilde de Culio'ya Romanya kapısı açılmış... Aslında ilk başta gitmek istememiş, hem de o dönemde CFR Cluj takımı bilindik bir kulüp değilmiş... Ancak Emmanuel, eşinin tavsiyesine uyarak ailesi ile birlikte Romanya'nın yolunu tutmuş...

Romanya'daki kariyerine 2007 yazında başlamış Culio... O dönem Cluj için, "Kendi halinde küçük bir takımdı." diyor... Haklı da... Bir sene sonra ise Culio'lu Cluj, kulüp tarihinde bir ilki başararak Şampiyonlar Ligi'ne gitme şansını yakalıyor... Dahası gruplarda Roma'yı 2-0'lık bir skorla geçerken, takımın iki golü de Emmanuel Culio'dan geliyor... Hagi ile yolları ise Romanya'da kesişiyor ve oyunu ile kendisini efsanenin aklına sokuyor...

Bundan üç sene sonra ise Galatasaray'da Rijkaard kovulurken, yerini Gheorghe Hagi dolduruyor... Giga ilk transferinde o Romanya'dan aklına kazınan Emmanuel'i hatırlıyor... Ve Emmanuel'in yeni rotası Türkiye oluyor... İmzayı atıyor, kendisini Galatasaraylı yapacak imzayı... Yarım sezon Galatasaray için oynuyor, dört de gol kaydediyor...

Sezon bitimi Galatasaray sekizinci bitiriyor ligi... Kötü bir performans... Culio'da o kadroda bir şeyler yapmak isteyen bir oyuncuydu... Yeni sezon başlangıcı İmparator geliyor göreve... Kadroda değişiklikler yaparken bazı oyuncular ile de yollar ayrılıyor... Ancak Culio ile yollar temelli değil, geçici olarak ayrılıyor...

O sezon fazla maçta görev almak istediğini dile getirmiş kendisi Fatih Terim'e... Ancak Fatih Terim onu rotasyonda kullanacağını söyleyince, Emmanuel de Orduspor'dan gelen kiralık teklifi duymuş ve oraya gitmek istediğini belirtmiş... Yollar böyle ayrılmış... Ligimizi çok beğenmiş Culio... İnsanları da... Maçlara çok istekli çıkıyormuş... Orduspor'un başında da Hector Cuper, başka bir Latin Amerikalı vardı... Onun ile çok iyi anlaştığını söylüyor Culio... Ordu'da da muhteşem bir performans ortaya koyuyor Culio... Attığı dört gole karşılık 12 asist yaparak takımda bir yıldız oluyor adeta...


Bir sonraki sene, yine aynı sebepten ötürü, bu sefer bir Akdeniz temsilcisi olan Mersin İdman Yurdu'na kiralanmış Culio... Mersin'i çok sevmiş, cennette olduğunu söylüyor kendisi... Çocukları ve eşi de orayı çok sevdiği için orada yıllar boyu kalmak istediğini söylüyor kendisi... Mücadeleci ruhu ve dik duruşu ile bu günlere gelebilmiş Arjantinli... Zor günlerden, aydınlık günlere... Mutlu yarınlara...


Röportajda Hagi ile de aynı ayın sayısında röportaj yapılacağını öğrendiğinde Hagi'ye forma yollamak istediğini söylüyor futbolcumuz... "Ona çok şey borçluyum. Buraya gelmemde payı çok büyük."

Umut Naderi ● ● ● ● FourFourTwo Dergisi, Emmanuel Culio röportajından uyarlanmıştır...

10 Aralık 2012 Pazartesi

Anlamlı Sözler #1



"Benden nefret edeceksiniz, benden nefret ettiğiniz kadar öğreneceksiniz."
Full Metal Jacket Filminden... Ayrıca wwwextensor.blogspot.com'a da teşekkürlerimi iletmek isterim...

6 Aralık 2012 Perşembe

Rakiplerimiz...

Dortmund, Westfalen, 1999 yılında onları yendik...
Barcelona, 1994’te yendik, ve 2001’de ise yenmemize şuan LigTV’de yorumculuk yapan Markus Merk engel oldu...
Schalke 04, 2005 yılında yendik...
Bayern Münich ile karşılaşmamız var 2000 yılında ancak Hagi’nin golünü hatırlıyorum, skor aklımda değil...
Juventus, 1998 yılında, deplasman golü uygulaması ile geçtik İtalyaları... 2003'te ise Hakan Şükür ile geçmiştik İtalyanları...
PSG, 1996 yenmiştik evimizde ancak deplasmanda mağlup olmuştuk...
Malaga ile de maç oynadığımızı hatırlamıyorum...

Anlatmak istediğim, o gün bugün farketmiyor... Sonuçta futbol bu, iyi oynayan kazanıyor...


Onları o zaman yendiysek şimdi de yeneriz demeyeceğim, çünkü çok gereksiz bir cümle bu... Elbet takımlar güçlendi, başkalaşım geçirdi, takım oyunu değişti...

Dortmund bu senenin en iyi takımlarından, ancak yenilmez diye bir rütbe yok hiçbir yerde... Futbol’un öğrettiği şey şu, gol yemeyen kaleci, maç kaybetmeyen takım, gol kaçırmayan forvet yoktur...

Maçta öyle bir şey gerçekleşir ki, rakip geripas verir kalecisi ıskalar, yenik duruma düşerler... Hücuma kalkarlar, top bir türlü kaleye girmez, döner öbür kalede gol olur... Bunlar hesaba katılmayan şeyler...

Bir de kağıt üstü gerçekler var... Adamlar 90 dakika boyunca hata yapmadan mükemmel oynarlar, şansımız kalmaz turu geçmek için... (Mazallah...)

Her neyse kim gelirse gelsin, şans bizden yana olsun, iyi oynayalım...
 





Haftanın Golü: Raul Rusescu


Bu hafta Romanya Ligi'nde haftanın golü atıldı... Steaua Bucharest, deplasmanda rakibini 6-0'lık bir fark ile yenerken maçın en dikkat çeken golü 2. goldü... Raul Rusescu havalanan topa 3 kez dokunup, kaleci ile karşı karşıya kaldı ve müthiş soğukkanlılığı ile topu ağlara gönderdi... İzlemeye değer!


1 Aralık 2012 Cumartesi

Forma: Arsenal 00-02







Yine Nike'ın tasarımlarından birisi... Arsenal'ın en iyi dönemlerinden birinde bu formanın giyilmiş olması çok iyi bir şey... Tasarım açısından bu kadar sade ve bu kadar güzel formalar gerçekten sahada da çok göz alıyor...
Bu formayı görünce aklıma Thierry Henry geliyor ister istemez... Çünkü en güzel iki golünü de bu formayla attı Fransız... Arsenal'daki ilk dönemi diye biliyorum(Yanlış da olabilir.).

Bu formanın giyildiği en güzel yer, Gunners'ların eski stadyumu Highbury'ydi tabii ki... Tarih de milenyum olarak güzel bir döneme denk geliyordu... Arsenal bu formayı 2 sezon boyunca kullandı... Ben Arsenal'ın neden 99-00 UEFA Kupası Finali'nde bu formayı giymediğini de anlamıyorum... Galatasaray ev sahibi formasını giyseydi, sarı kırmızı olan bir formaya karşı bunu hiç giyemezdi Arsenal... İki takım da deplasman formaları ile mücadele etmişti o maç...

Bu forma ile Arsenal'ın yaptığı en çekişmeli maç ise, Liverpool ile yapıp, kaybettiği 2001 yılındaki FA Cup Finali... 2-1'lik skor ile biten maç büyük çekişmeye sahne olmuştu.

Ljungberg'in golüne, Michael Owen 2 enfes golü ile karşılık vererek maçın skorunu belirlemişti... Martin Tyler'ın hala "Oweeen!!" diye bağırışını hatırlarım...

Maç Millenium Cardiff Stadı'nda oynanmıştı, tıklım tıklımdı, Liverpool zaferle ayrılmıştı....


Daha sonrası ise Arsenal'ın bu forma ile 2001-2002 İngiltere Premier Lig şampiyonluğu var... Cardiff'te kaybettiği FA Cup senesinin ardından Premier Lig'i şampiyon bitirdiği senede bu sefer FA Cup'ı kazanan takım oldu Arsenal...



    

     






O An #1


Zlatan'ın harika vuruşundan 1 saniye öncesi belki de, fotoğraf çok şey anlatıyor... Karede iki futbolcu sadece tanınabiliyor, Joe Hart ise ortada yok! Gary Cahill'ın ifadesine bakılacak olursa, bir umutsuzluk görülüyor... Golün geldiğini, geleceğini hissediyor... Ve en inanılmazı, Zlatan yerden yaklaşık bir buçuk metre havada, ve yerden yaklaşık 3 metre yükseklikteki topa rövaşata atmaya çalışıyor...