27 Aralık 2012 Perşembe

Bir Hayat Hikayesi: Emmanuel Culio



Arkadaşımız Arjantin'in Mercedes şehrinde dünyaya gelmiş... Futbola da o şehrin takımı olan Mercedes Belgrano'da başlamış... İşler kötü gitmiş, kulüp kapanmak zorunda kalmış, o da başka bir yerel takıma geçmiş mecburen...Ancak bunları bir amatör kulüpte yapıyormuş....

Kaleciymiş futbola başladığında... Nedeni ise abisinden etkilenmesiymiş... Abisinin maçlarına gider, o kurtarışlar yaptıkça mutlu olur ve onun gibi kurtarışlar yapmak istermiş... Ancak Emmanuel'in boyu en fazla 1,74 cm uzayabilmiş... Boy ise bir kalecinin en önemli özelliklerindendir... Kendisi kalede kalmayı tercih edebilirmiş, ancak kısa boyundan dolayı ona, "Kaleden çık!" demişler... İşte o zamandan sonra ilk olarak stoper, daha sonra ise orta sahanın her bölgesini dolaşmış Emmanuel...

Emmanuel 21 yaşında, bir futbolcunun kendisini kanıtlayacağı bir yaşta daha yeni yeni profesyonel oluyormuş... Kendisine sorulduğunda, "O dönem benim için profesyonel bir oyuncu olmak benim için bir hayaldi!" yanıtını veriyor... Kolay değilmiş onun için işler... Futbol oynamanın yanında, gelirinin düşük olması sebebi ile inşaat işçiliği bile yapmış... Daha sonra 3. Lig'de Flandria takımında oynamaya başlamış Emmanuel... Orada oynarken bile inşaatta çalışmaya devam etmiş... Çok zor şartlarda futbol oynamış kendisi... Deplasmana giderken perişan olduğunu söylüyor kendisi o zamanlar... Ancak her seferinde çok istekli şekilde maçlara ve antrenmanlara çıkıyormuş kendisi... "Antrenmanlara Boca Juniors A takımında oynamaya gider gibi giderdim." diyor arkadaşımız... İdmandan sonra duş alabilecekleri soğuk suyu bile çok zor buluyorlarmış... Bunun üstüne bir de malzemecileri olmadığı için formalarını da kendi elleri ile yıkıyorlarmış... Çok güzel bir şey söylüyor Culio, "O dönem çok zorlandım ama bazı şeylerin değerini bilmeyi öğrendim.".


Altyapı eğitimi bile alamadan profesyonel futbola başlamış Culio... Ailesinin de kendisini Buenos Aires'e göndermeye parası yetmezmiş... Eğer Buenos Aires'e gitme şansı olsa herşeyin çok farklı olacağını dile getiriyor kendisi... Ancak bu şekilde iki mesleğinin olduğunu ve bununla da gurur duyduğunu söylüyor... Gerçekten de gurur verici...
Birkaç yıl sonra ise Independiente ve Racing Club takımlarında forma giymiş Emmanuel... Şili'de geçirdiği altı ayın kendisi için çok önemli olduğunu söylüyor... İlk defa Arjantin sınırları dışına çıkmış kendisi... O dönem olgunlaştığını belirtiyor...

Romanya'ya, Cluj'a transferi ise çok gülünçmüş... Menajeri, formasını giydiği takımın santraforunu Romanya'ya göndermek için bir kaset hazırlamış, Romen yöneticileri ülkelerine davet etmiş... Ancak yöneticiler o klipleri izlerken santraforu değil, ona o kasette tam 28 asist yapan Emmanuel Culio'yu beğenmiş... Santrafor için yorumları ise, "Sizin forvetinizin yaptığı tek şey topa dokunmak, biz orta sahada forma giyen oyuncuyu istiyoruz!" olmuş... Bu şekilde de Culio'ya Romanya kapısı açılmış... Aslında ilk başta gitmek istememiş, hem de o dönemde CFR Cluj takımı bilindik bir kulüp değilmiş... Ancak Emmanuel, eşinin tavsiyesine uyarak ailesi ile birlikte Romanya'nın yolunu tutmuş...

Romanya'daki kariyerine 2007 yazında başlamış Culio... O dönem Cluj için, "Kendi halinde küçük bir takımdı." diyor... Haklı da... Bir sene sonra ise Culio'lu Cluj, kulüp tarihinde bir ilki başararak Şampiyonlar Ligi'ne gitme şansını yakalıyor... Dahası gruplarda Roma'yı 2-0'lık bir skorla geçerken, takımın iki golü de Emmanuel Culio'dan geliyor... Hagi ile yolları ise Romanya'da kesişiyor ve oyunu ile kendisini efsanenin aklına sokuyor...

Bundan üç sene sonra ise Galatasaray'da Rijkaard kovulurken, yerini Gheorghe Hagi dolduruyor... Giga ilk transferinde o Romanya'dan aklına kazınan Emmanuel'i hatırlıyor... Ve Emmanuel'in yeni rotası Türkiye oluyor... İmzayı atıyor, kendisini Galatasaraylı yapacak imzayı... Yarım sezon Galatasaray için oynuyor, dört de gol kaydediyor...

Sezon bitimi Galatasaray sekizinci bitiriyor ligi... Kötü bir performans... Culio'da o kadroda bir şeyler yapmak isteyen bir oyuncuydu... Yeni sezon başlangıcı İmparator geliyor göreve... Kadroda değişiklikler yaparken bazı oyuncular ile de yollar ayrılıyor... Ancak Culio ile yollar temelli değil, geçici olarak ayrılıyor...

O sezon fazla maçta görev almak istediğini dile getirmiş kendisi Fatih Terim'e... Ancak Fatih Terim onu rotasyonda kullanacağını söyleyince, Emmanuel de Orduspor'dan gelen kiralık teklifi duymuş ve oraya gitmek istediğini belirtmiş... Yollar böyle ayrılmış... Ligimizi çok beğenmiş Culio... İnsanları da... Maçlara çok istekli çıkıyormuş... Orduspor'un başında da Hector Cuper, başka bir Latin Amerikalı vardı... Onun ile çok iyi anlaştığını söylüyor Culio... Ordu'da da muhteşem bir performans ortaya koyuyor Culio... Attığı dört gole karşılık 12 asist yaparak takımda bir yıldız oluyor adeta...


Bir sonraki sene, yine aynı sebepten ötürü, bu sefer bir Akdeniz temsilcisi olan Mersin İdman Yurdu'na kiralanmış Culio... Mersin'i çok sevmiş, cennette olduğunu söylüyor kendisi... Çocukları ve eşi de orayı çok sevdiği için orada yıllar boyu kalmak istediğini söylüyor kendisi... Mücadeleci ruhu ve dik duruşu ile bu günlere gelebilmiş Arjantinli... Zor günlerden, aydınlık günlere... Mutlu yarınlara...


Röportajda Hagi ile de aynı ayın sayısında röportaj yapılacağını öğrendiğinde Hagi'ye forma yollamak istediğini söylüyor futbolcumuz... "Ona çok şey borçluyum. Buraya gelmemde payı çok büyük."

Umut Naderi ● ● ● ● FourFourTwo Dergisi, Emmanuel Culio röportajından uyarlanmıştır...

10 Aralık 2012 Pazartesi

Anlamlı Sözler #1



"Benden nefret edeceksiniz, benden nefret ettiğiniz kadar öğreneceksiniz."
Full Metal Jacket Filminden... Ayrıca wwwextensor.blogspot.com'a da teşekkürlerimi iletmek isterim...

6 Aralık 2012 Perşembe

Rakiplerimiz...

Dortmund, Westfalen, 1999 yılında onları yendik...
Barcelona, 1994’te yendik, ve 2001’de ise yenmemize şuan LigTV’de yorumculuk yapan Markus Merk engel oldu...
Schalke 04, 2005 yılında yendik...
Bayern Münich ile karşılaşmamız var 2000 yılında ancak Hagi’nin golünü hatırlıyorum, skor aklımda değil...
Juventus, 1998 yılında, deplasman golü uygulaması ile geçtik İtalyaları... 2003'te ise Hakan Şükür ile geçmiştik İtalyanları...
PSG, 1996 yenmiştik evimizde ancak deplasmanda mağlup olmuştuk...
Malaga ile de maç oynadığımızı hatırlamıyorum...

Anlatmak istediğim, o gün bugün farketmiyor... Sonuçta futbol bu, iyi oynayan kazanıyor...


Onları o zaman yendiysek şimdi de yeneriz demeyeceğim, çünkü çok gereksiz bir cümle bu... Elbet takımlar güçlendi, başkalaşım geçirdi, takım oyunu değişti...

Dortmund bu senenin en iyi takımlarından, ancak yenilmez diye bir rütbe yok hiçbir yerde... Futbol’un öğrettiği şey şu, gol yemeyen kaleci, maç kaybetmeyen takım, gol kaçırmayan forvet yoktur...

Maçta öyle bir şey gerçekleşir ki, rakip geripas verir kalecisi ıskalar, yenik duruma düşerler... Hücuma kalkarlar, top bir türlü kaleye girmez, döner öbür kalede gol olur... Bunlar hesaba katılmayan şeyler...

Bir de kağıt üstü gerçekler var... Adamlar 90 dakika boyunca hata yapmadan mükemmel oynarlar, şansımız kalmaz turu geçmek için... (Mazallah...)

Her neyse kim gelirse gelsin, şans bizden yana olsun, iyi oynayalım...
 





Haftanın Golü: Raul Rusescu


Bu hafta Romanya Ligi'nde haftanın golü atıldı... Steaua Bucharest, deplasmanda rakibini 6-0'lık bir fark ile yenerken maçın en dikkat çeken golü 2. goldü... Raul Rusescu havalanan topa 3 kez dokunup, kaleci ile karşı karşıya kaldı ve müthiş soğukkanlılığı ile topu ağlara gönderdi... İzlemeye değer!


1 Aralık 2012 Cumartesi

Forma: Arsenal 00-02







Yine Nike'ın tasarımlarından birisi... Arsenal'ın en iyi dönemlerinden birinde bu formanın giyilmiş olması çok iyi bir şey... Tasarım açısından bu kadar sade ve bu kadar güzel formalar gerçekten sahada da çok göz alıyor...
Bu formayı görünce aklıma Thierry Henry geliyor ister istemez... Çünkü en güzel iki golünü de bu formayla attı Fransız... Arsenal'daki ilk dönemi diye biliyorum(Yanlış da olabilir.).

Bu formanın giyildiği en güzel yer, Gunners'ların eski stadyumu Highbury'ydi tabii ki... Tarih de milenyum olarak güzel bir döneme denk geliyordu... Arsenal bu formayı 2 sezon boyunca kullandı... Ben Arsenal'ın neden 99-00 UEFA Kupası Finali'nde bu formayı giymediğini de anlamıyorum... Galatasaray ev sahibi formasını giyseydi, sarı kırmızı olan bir formaya karşı bunu hiç giyemezdi Arsenal... İki takım da deplasman formaları ile mücadele etmişti o maç...

Bu forma ile Arsenal'ın yaptığı en çekişmeli maç ise, Liverpool ile yapıp, kaybettiği 2001 yılındaki FA Cup Finali... 2-1'lik skor ile biten maç büyük çekişmeye sahne olmuştu.

Ljungberg'in golüne, Michael Owen 2 enfes golü ile karşılık vererek maçın skorunu belirlemişti... Martin Tyler'ın hala "Oweeen!!" diye bağırışını hatırlarım...

Maç Millenium Cardiff Stadı'nda oynanmıştı, tıklım tıklımdı, Liverpool zaferle ayrılmıştı....


Daha sonrası ise Arsenal'ın bu forma ile 2001-2002 İngiltere Premier Lig şampiyonluğu var... Cardiff'te kaybettiği FA Cup senesinin ardından Premier Lig'i şampiyon bitirdiği senede bu sefer FA Cup'ı kazanan takım oldu Arsenal...



    

     






O An #1


Zlatan'ın harika vuruşundan 1 saniye öncesi belki de, fotoğraf çok şey anlatıyor... Karede iki futbolcu sadece tanınabiliyor, Joe Hart ise ortada yok! Gary Cahill'ın ifadesine bakılacak olursa, bir umutsuzluk görülüyor... Golün geldiğini, geleceğini hissediyor... Ve en inanılmazı, Zlatan yerden yaklaşık bir buçuk metre havada, ve yerden yaklaşık 3 metre yükseklikteki topa rövaşata atmaya çalışıyor...

30 Kasım 2012 Cuma

onüç #4


Forma: Manchester United 02-03


Bu forma en beğendiklerimden birisi... Nike'ın kalitesini yansıttığı formalardan bir tanesi... Bir de Manchester'da David Beckham'ın giydiği son forma sanıyorum... Bir sonraki sene Real Madrid'e gitmişti... Formada hata bulmak mümkün değil... Çünkü mükemmel bir forma... Beckham zaten kısa kollu giymez hayatında, bu forma da uzun kolu bile güzel olan formalardan birisi... Çok güzel gerçekten...

                       David Beckham Manchester Unitedi särgis.  
Yakışmış Beckham'a bu forma... Saçları da orta kesim... Çok rastlanmıyordu onun bu haline...

Manchester United bu formayla Real Madrid'e karşı maçlar yaptı... Kazandığını hatırlıyorum(üşendim evet!)... Her neyse... Nike...

29 Kasım 2012 Perşembe

Futbol Şarkıları: Blur - Song 2

Futbol şarkılarla güzel elbet. Şimdi futbol deyince aklıma ilk gelen şarkı Blur - Song 2. Peki neden? Çünkü ben futbolu ilk kez tanıdığımda FIFA 98 oynuyordum... FIFA 98 Soundtrack'ın en güzel parçasıdır bu...

Bu şarkı Blur'un 1997'de çıkardıkları beşinci albümün ikinci single'ı.(Böyle bir kelime mi var ya?) Şarkı bateri ve elektrogitar ile başlarken, solistin "Woo-Hoo!" demesi ile muhteşem bir şeye dönüşür... Peki şarkının adı neden Song 2? Çünkü herifler şarkıya koyacak isim bulamamış! Kendileri de şöyle anlatır:  "This one's called 'Song 2', 'cos we haven't got a name for it yet". Herifler sanatçı resmen ya! Sanatları olan müziği mükemmel yapıyorlar, işlerini en güzelini çıkarana kadar yapıyorlar, ancak önemsiz kısmı es geçiyorlar. Yaptık bu şaheseri, ismi de kötü oluversin diyorlar. Bir hataları yok zaten. Şarkının ismi zaten çoğu kesimde ya "Song 2"dir ya da "Woo-Hoo"dur.

Çok konuşmadan(!) videoyu koyalım...



Unutmadan, sözleri:

Woo hoo!
Woo hoo!
Woo hoo!
Woo hoo!

I got my head checked
By a jumbo jet
It wasn't easy 
But nothing i-is, no

Woo hoo!
When I feel heavy metal
Woo hoo!
And I'm pins and I'm needles
Woo hoo!
Well I lie and I'm easy
All of the time but I'm never sure why I need you
Pleased to meet you

I got my head down
When I was young
It's not my problem
It's not my problem

Woo hoo!
When I feel heavy metal
Woo hoo!
And I'm pins and I'm needles
Woo hoo!
Well I lie and I'm easy
All of the time but I'm never sure why I need you
Pleased to meet you

Yeah, yeah
Yeah, yeah
Yeah, yeah
Oh yeah

27 Kasım 2012 Salı

Kıyamet Geliyor Siper Alın...



Bekir İrtegün, Phillipe Mexes röveşata atar, Melo penaltı kurtarır, Servet Çetin 4 kişiyi çalımlayarak gol atar... Kıyamet yaklaşıyor, siper alın...

22 Kasım 2012 Perşembe

Şampiyonlar Ligi: Haftanın Güzel Golleri

Şampiyonlar Ligi haftasını geride bıraktık... O iki gün içerisinde atılan en güzel goller...






20 Kasım 2012 Salı

Yelkenler Avrupa'ya...


Bazen fotoğraflar yüzlerce kelimeye bedeldir... İşte şimdi söz yukarıdaki fotoğrafta...

Futbolcu Ağzından #1



"Deplasmanlara gittiğimizde at sesine benzer garip garip sesler çıkaraıyordu rakip tribünler, bunu bir kaç maç önemsemedim ama sonrasında takım arkadaşlarıma bunun sebebini sorduğumda CSKA Moskova'nın kuruluş yıllarında idmanlarını bir at çiftliğinde yaptığından dolayı atlar lakabını aldıklarını öğrendim. Bu sesler beni rahatsız etse de yapacak bir şeyim yok, futbolumu oynamaya devam ediyorum"
Rasmus Elm
CSKA Moskova'lı İsveçli futbolcu
Takımının lakabını nasıl öğrendiğini açıklarken                                      
                                                                                               http://ultrasmovement.blogspot.com

14 Kasım 2012 Çarşamba

Ultimate Team 13: "Chemistry İkilileri"

Ultimate Team... FIFA 13'ün en güzel modlarından biri... Chemistry ise oyuna doğrudan etki eden en önemli faktörlerden biri hiç kuşkusuz... Bazen bir ligden kadro kurarız, yedeklere pek önem vermeyiz ancak ilk 11 oyuncumuz sakatlanır, yorulur ve dinlenmesi gerekir, bu durumda onun bir aynısını almak yerine bazı oyuncuların aynı özellik taşıyan ve aynı kimyaya sahip yardımcıları da var oyunda...

Bazılarını araştırdım.. Umarım kimilerinin işine yarar...

1) Tino Costa - Ever Banega
Üstün yetenekli iki oyuncu... İkisi de neredeyse aynı özelliklere sahip... Şut ve pas konusunda iki önemli oyuncu... Valencia'da oynayan iki Arjantinli... Chemistry için çoğu kişinin işine yarayacaktır...

Kartlardaki değerlere baktığımızda bile iki oyuncunun neredeyse aynı özelliklere sahip olduğu görülüyor... Banega'yı yedek olarak oturtabilir, ya da 4-4-2'de yanyana oynatabilirsiniz... Seçim sizin...

2) Blamir Dzemaili - Gökhan İnler
İtalyan Ligi'nde oynayan iki çift yönlü oyuncu... İkisi de aynı takımda oynuyor ve ikisi de İsviçreli... İkisinin de defansif yönleri iyi ancak fizik konusunda Gökhan'ın fark edilir bir üstünlüğü var... Kartta görüldüğü üzere de Gökhan 81 değerde iken Dzemaili 76 değerde...

Gökhan 11'de oynarken Dzemaili kulübede oturabilir, rotasyonda kullanılabilir...

3) Gökdeniz Karadeniz - Gökhan Töre
 Bu sefer iki Türk var, Rusya Ligi'nden... Biri Chelsea forması giymiş Gökhan Töre, diğeri ise eski Trabzonsporlu, ve son yıllarda Rubin Kazan'ın adını duyurmasında etkili olan Gökdeniz... İkisi de neredeyse aynı özelliklere sahip... Gökhan Töre biraz daha etkili olsa da pek farketmez... Değişimli oynatılabilecek iki Türk...

4) Emre Belözoğlu - Arda Turan
Yine iki Türk var... Bu kez kanat değil, orta sahanın göbeğinde oynayan iki oyuncu... Atletico Madrid'de oynuyor Emre ile Arda... İspanya karması kuranlar için iyi olabilir.. Emre tamam CAM oynayabilir, o yetenek var, ancak Arda çift yönlü olarak oynar mı onu kestirmek zor... Benim tercihim 4-1-2-1-2'de Emre'nin CDM, Arda'nın CAM oynaması yönünde.

5) Nicolas Gaitan - Eduardo Salvio - Enzo Pérez
Beşinci sırada ise bir üçlü var, başlığa aykırı olarak... SL Benfica'da o kadar çok Arjantinli oyuncu var ki ben bile saymaya üşendim... Aynı pozisyonda oynayan üç Arjantinli mevcut takımda.. Tabii ki en iyisi Nicolas Gaitan... Süper bir yetenek, çift yönlü oynayabiliyor... Salvio ise biraz forvet gibi oynuyor.. Savunmaya yardımı pek yok, açıkçası dribbling ve hız haricinde de pek bir özelliği yok... Perez'in ise dribbling'i yüksek, diğer özellikleri Salvio'ya göre daha önde görünüyor... Ben olsam Salvio'yu minimum kullanmaya özen gösteririm...

6) Thomas Vermaelen - Jan Vertonghen
Hep ileri oyuncuları saymak olmaz... Premier Lig'in en iyi savunma oyuncularından ikisi Belçikalı... Kompany'de vardı ancak ben aynı özelliği taşıyan oyuncuları aradığım için onu almadım kadraja... Vermaelen ve Vertonghen oyun stilleri ve özellikleri olarak tam bir ikiz diyebilirim... İkisi de güçlü, çevik ve şutör... Aynı zamanda ikisi de solak! Tesadüf mü bilmiyorum ancak listedeki en iyi ikili diyebilirim... İster yan yana oynatın, ister kulübeye koyun dinlendirin birini oynatın... İkisinin de solak olması bir sorun yaşatmaz, Weak Foot özelliği ikisinde de 3...

Kolay gelsin oyun severlere!

Umut Naderi

10 Kasım 2012 Cumartesi

En Heyecanlı Maç!

Evet, dün akşam izlediğim Beşiktaş - Bursaspor maçı şu ana dek izlediğim en heyecanlı maçlardan biriydi... Tam 6 gol izleme fırsatı buldum... Hepsi birbirinden güzel... Bir de kaçırılanlar var ki atılanların iki katı... Soğuk akşamda taraftarı da takımını yalnız bırakmadı, beraberliğe rağmen maç sonunda bu muhteşem
mücadeleyi ayakta alkışladı...

Maç başladığında ben NTV Spor'da Anadolu Efes'in EuroLeague maçını izliyordum... 2 seçeneğim vardı yani... Maç başladığında sakatlık olur, maç durur, sıkıcı bir maç olursa diye Efes maçını aklımda bulunduruyordum... Malum bir futbol maçı bir basket maçından daha heyecanlı geçemez ya(!)... İlk başlarda Beşiktaş maçını izliyordum, sonra Efes maçına döndüm, bir mola geldi, tabii reklam da... Beşiktaş maçına döndüm..
Bir mücadele vardı sahada, bunu hissettim.. Zaten 3 dakika sonra da orta saha civarında bir foul gerçekleşti.. Pablo Batalla çok zekice davranarak serbest vuruşu çabucak kullandı... Tuncay da deparı attı ve ortayı açınca Sestak topu neredeyse boş ağlara gönderdi... Kaleci McGregor ne yapıyor bilmiyorum ama hiç bir hareketini göremedim bu maçta... Maçın en kötü oyuncusu diyebilirim...

Devre arasında Efes maçına bakıyordum, orada bile bu maçta bulduğum heyecanı bulamadım, ki bir basket maçıydı...

İkinci yarı ise Beşiktaş kararlı başladı. Golü de erken buldu... Tam bir üstünlük kurmuştu Bursaspor yarı alanına, dönen topları alarak da golü buldular... Bu sefer deparı atan Holosko'ydu... Sahanın en iyisi belki de...

Tam 3 dakika sonra da Fernandes'in kişisel çabası ile muhteşem bir orta geldi ve yine Holosko skora katkısını yaptı...

Tabi bu arada kaçan golleri de sayamadım...
Her iki takım da açık oynayınca ortaya bir futbol ziyafeti çıkıyor...

İbrahim'in golü, Almeida'nın penaltısı ve Batalla'nın golü derken muhteşem goller de kaçtı...

En çok üzüldüğüm an ise 89. dakikada Sestak'ın boş kaleyi bulamaması ve 90+3'te Ferhat Kiraz'ın resmen sahayı koştuğu ve aşırtma vuruşu dışarı attığı andı...

Belluschi, Batalla, Sestak, Almeida, Olcay... Hepsi kaçırdı... Bu da bizleri heyecanlı maça odakladı... Muhteşem bir futbol ziyafeti yaşadım dün akşam... 2 Takıma da teşekkür ediyorum...

7 Kasım 2012 Çarşamba

CFR Cluj - Galatasaray AŞ Maçı Öncesi

Galatasaray son haftalarda çok iyi sonuçlar almaya başladı desek yanılmayız... Kayserispor maçı ile bir toparlanma evresi başlamıştı, İBB maçında da sonuca gitmişti Galatasaray...

Ancak ben Fatih Terim'in oynattığı futboldan ziyade, oyuncu tercihlerine kızıyorum... İlk Cluj maçında, yağmurdan yerler çamura bulanmış, topla dribbling yapmak olanaksız, fiziksel gücü iyi olan birini oyuna almak gerekirken, sen gidiyorsun kulübedeki en çelimsiz adam olan Emre Çolak'ı sürüyorsun sahaya... Tamam genç yetenektir falan filan da... Ben daha Emre oyuna girmeden, yedek kulübesine yöneldiği anda anlamıştım bunun kötü bir hamle olacağını, ancak kimse bana sormuyor en nihayetinde...

Emre oyuna girdi ve rezalet oynadı... Dribblingin imkansız olduğu sahada dribbling yapmaya zorlayan biriydi o gün... Burak fiziği ile kurtardı 1 puanı o maçta... Aradığımız şey aslen 3 puan olsa da buna da boyun eğmek zorunda kaldık...

Hamit de kötü şu aralar... Tecrübesi var, yeteneği de var ancak sahaya yansımıyor bunlar... Talihsiz oyuncumuz ne yazık ki... Belediye maçında sağ kanattan gelip, Ekrem Ekşioğluna bir bacakarası attı, güzel ortayı açtı ancak sağ ayağını kullanmasını bilmeyen Emre Çolak 4. golü ağlara gönderemedi...

Semih de içerideki Braga maçından itibaren düzenli forma bulamıyor... Bugün de muhtemel kadroda adı var... Acaba oynar mı bilmiyorum... Cris daha yararlı olur gibi gözüküyor... Haydi hayırlısı...

Bir de Fatih hoca, al da şu Engin'i Şampiyonlar Ligi maçlarında sonradan sok oyuna, adam bir ısınsın maçlara, 12. hafta geldiğinde zırt diye mi oynatmayı düşünüyorsun?.. Adamı biraz alıştır biraz ısındır takıma... Oynasın adam bayadır topa vurmadı... Yoksa verim alamayacağız ondan da...

Muhtemel 11'imiz: Muslera, Eboue, Dany, Semih, Riera, Hamit, Selçuk(C), Yekta, Amrabat, Umut, Burak

Keşke takımımız 4-3-3'e dönse de biraz keyifle arkamıza yaslanıp futbolun ziyafetini yaşasak... Skor tahminim 3-1, Galatasaray'ın kazanması yönünde... Haydi aslanlar... Gösterin kendinizi...

1 Kasım 2012 Perşembe

Ultimate Team France Hybrid #1


Güzel oldu sanırım bu... Kontrat sıkıntısı yaşayan arkadaşlara para yolu...

-------------------------------------------Dany N'Guessan----------------------------------------
---------------------Yannis Salibur-----------------------------Jimmy Kamghain------------------

Laurent Courtois-------------Mikael Firmin-------------Romain Vincelot----------Claudio Beauvue

----------------------Lindsay Rose---------Loic Nestor-------Jean Yves M'voto-------------------

-----------------------------------------Gennaro Bragliano-----------------------------------------

Kadro böylece 3-4-2-1 oldu... Savunmadaki adamların en büyük özelliği 70+ Paceli olmaları... Gelecek herhangi bir kontraya karşı gözleri açık... Ve sağdaki Beauvue ve soldaki Courtois defansif iş yapan oyuncular... Defans halindeyken takım 5-2-2-1 formasyonuna dönüyor...

Kalede ise Bracigliano, aradığım araştırdığım en iyi Fransız bronz kaleci... Positioning 70 (Neredeyse De Gea ile aynı Positioning)... Refleksleri de gayet iyi...

İleri 3'lüde Jimmy Kamghain'i FIFA'da daha önce görmemiştim ama kendisini 3 yıldır tanıyorum FM'den... Wonderkid bir oyuncuydu... PSG'den çıkıyordu.. Gayet de güzel bir oyuncu...

Dany ve Salibur da hızları iyi olan oyuncular... Bunun yanında Dany'nin fiziği üstün olduğundan herhangi bir kafa topunu alabilir, ya da 1'e 1 mücadelelerden başarılı ayrılabilir...

İyi oyunlar...

ekşi #2


Güzel bir entry - nick uyumu yakaladım sanırsam...

truva


Galatasaraylı futbolcular bir araya gelip sessiz sinema oynamışlar... Son karede Engin Baytar müthiş anlatmış ki izlemeyen pişman olur :)

Videoya gitmek için resme tık...

onüç #2




onüç #1


ekşi #1


Kesişir Hayatlar... #1


Arsene Wenger, AS Monaco Başında...












Bu bir çifte başarı hikayesi... Arsene Wenger bu hamle ile hem öğrencisini hem kendisini başarıya taşıdı... Arsenal 1997-98, 2001-02 ve 2003-04 sezonlarında şampiyonluk yaşarken, 1998, 2002, 2003 ve 2005'te FA Cup'ı kaldırdı... 2005-06 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi Finali'nde Barça'ya boyun eğdi...