tutunamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tutunamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2015 Pazar

Tutunamayanlar: "Robinho"



Bu kez, aktif futbol hayatına devam eden ancak sönen bir yıldızdan bahsedeceğim yazıda...

Robson de Souza, takma adıyla Robinho, 25 Ocak 1984'te Brezilya'nın São Vicente şehrinde dünyaya geldi... Çocukluğunu da doğdu şehrin sokaklarında ve kıyıda olmasından ötürü plajlarda futbol oynayarak geçirdi... Top peşinden ayrılmayan bu genç, 1999 senesinde, Pele tarafından bizzat Santos kulübünün altyapısına alındı... Çalım becerisi ve kıvraklığından ötürü altyapıda ön plana çıkan Robinho, 2002 yılında 15 yaşındayken ilk profesyonel kontratını Santos ile imzaladı... İlk sezonunda tam 24 maça çıktı ve 1 gole imza attı... Santos'un 2002 şampiyonluğunda takıma katkı sağladı... 

Sonraki sezonda Santos, Libertadores Kupası için mücadele ediyordu... Gruptan 14 puan ile lider çıktılar ve Uruguay ekiplerinden Nacional ile eşleştiler... Robinho ilk maçta takımının 3. golünü kafa ile attı... Genç oyuncunun ön plana çıktığı maçlardan oluyordu bu maç aynı zamanda... İlk maç Uruguay'da 4-4 bitiyordu... İkinci maçta da Santos evinde 2-2'lik bir skor elde edince tur atlayan taraf oluyordu Robinho'nun takımı...



Finale kadar çıkan Santos, finalde o zamanların en iyi Arjantin ekiplerinden Boca Juniors'a yenildi...
2004 sezonunda ise Libertadores Kupası'nda bu kadar başarılı olamıyordu Santos... Gruptan yine lider çıktılar ancak çeyrek finalde Kolombiya'nın Caldas ekibine boyun eğdiler... Buna rağmen Robinho'nun son 16 maçında kaydettiği gol, turnuvanın en güzel gollerinden biri oldu...


Ligde ise işler dört dörtlüktü... Robinho 2004 sezonunda ligde tam 37 maça çıktı ve 21 gol kaydetti... Santos 89 puan ile şampiyon oldu... Bu başarılı sezonunun ardından bazı Avrupa kulüpleri Robinho'yu takip altına aldı... Ancak Robinho Santos'ta kalmaya karar verdi ve 2005 sezonuna yine Santos forması altında girdi... Libertadores Kupası'nda 3. kez gruplardan birinci çıktı Santos... Son 16 turunda Chile ekibi ile yapılan ilk maçta sahanın yıldızı oluyor, bir gol atmasının yanında kendi pozisyonundan penaltı çıkartarak ikinci golünü de rakip ağlara bırakıyordu...


Çeyrek final maçında ise takımına bir asist ile yardım etse de Santos'un turu geçmesi için yeterli değildi... Santos'taki son sezonunda da Copa Libertadores macerası çeyrek finalde noktalanıyordu... Ligde ise 59 puan ile 10. sırada sezonu bitirdiler... Robinho oynadığı 12 maçta 9 gol attı... Yaz aylarında Avrupa kulüplerinden Robinho için teklifler yağmaya başladı... 2005 Temmuz ayında Real Madrid, Santos'un kapısını 24 milyon €'luk bir teklif ile çalınca transfer gerçekleşti...

Robinho bu transfer sonrası Real Madrid'de en son Luis Figo tarafından giyilen 10 numaralı formanın sahibi oldu... 2005-06 sezonunda La Liga'da 37 maçta forma giydi, 8 gol atarken 5 asist yaptı... Sonraki sezonda ise 32 maçta forma giyerken, 8 gol atıp 6 asist yaptı... Şampiyonlar Ligi'nde ise ilk golünü bu sezon içerisinde attı ve Real Madrid ile La Liga şampiyonluğu yaşadı... Bu Robinho'nun kazandığı 3. kupa oluyordu...

2007-08 sezonuna da iyi başladı Robinho... Bu sezonda ilk golünü Olympiacos'a karşı oynanan Şampiyonlar Ligi grup mücadelesinde kaydetti... 4-2 biten grubun kritik maçında takımına iki gol ile katkıda bulundu...


 

Bu maçtan sonra form yakayan Robinho, La Liga'da oynadığı 32 maçta 11 gol kaydedip 8 asist yaptı... Real Madrid de ikinci kez üst üste 2007-08 sezonunun La Liga şampiyonu oluyordu... Robinho'nun 4. kupasıydı... Bunun yanı sıra Robinho takımdaki en skorer üçüncü oyuncu oluyor ve en fazla asist yapan altıncı oyuncu oluyordu... Yaz transfer sezonu Robinho için fazla hareketli geçmese de transferin son günlerinde Arap hissedarların Manchester City kulübünü satın alması ile finansal kaynak kazanan City kulübü Real Madrid'e 42 Milyon €'luk bir teklif yaptı... Teklif kabul edilince de City'nin Arap yatırımlı ilk önemli transferi gerçekleşti... Robinho Manchester City'ye transfer olmuştu...

Milli takımdan da arkadaşı olan Elano ve genç İngiliz Daniel Sturridge ile iyi anlaşarak performansını zirveye çıkaran Robinho bu sezonda 42 maça çıktı ve 15 gol kaydetti... Yıl içerisinde oynanan 2010 Dünya Kupası eleme maçlarında 15 maçta forma giydi ve 4 gol, 3 asistlik performans gösterdi... Bununla beraber, 2009 Konfederasyon Kupası'nda her maçta forma giydi ve 1 gol 2 asist ile takımına katkı sağladı...

City'deki ilk sezonu çok iyi gitse de ikinci sezonunda daha sezonun başında yaşadığı ciddi bir sakatlıktan ötürü ligde sadece 12 maçta forma giyebildi ve izin isteyerek Santos'a kiralık olarak geri döndü... Ancak orada da işler iyi gitmedi ve gol atamadı... Bütün sezon boyunca attığı tek gol FA Cup'ta İngiltere 2. lig ekiplerinden Scunthorpe United'a karşıydı... Ancak yine de Dunga'nın Brezilya kadrosuna seçildi... 2010 Dünya Kupası'nda 4 maçta forma şansı buldu ve 2 gol atarak yeni bir başlangıç yaptı... Son 16 turunda Şili'ye ve çeyrek finalde o sene kupada final oynayan Hollanda'ya gol atmayı başardı... Bu performansı ile beraber transfer döneminde 18 milyon €'ya AC Milan'a transfer oldu...


                                      

Tekrar eski günlerine dönen Brezilyalı oyuncu, 2010-11 sezonunda 45 maçta forma giydi ve 15 gol atıp 6 da asist yaparak takımına önemli bir katkıda bulundu... Bu sezon boyunca ligde attığı 14 gol ile birlikte takım arkadaşları Alexandro Pato ve Zlatan Ibrahimovic ile birlikte 14'er gol atarak gol krallığında 8. sırayı paylaştılar ve yüksek gol paylaşımı beraberinde Serie A şampiyonluğunu da beraberinde getirdi... AC Milan ezeli rakibi Inter'in 6 puan önünde 82 puan ile şampiyon oldu... 

Sonraki sezonda yine iyi gidişini sürdürse de sakatlıklar sürekliliğe izin vermeyince, Robinho da düşüşe geçti... Ancak yine de oynadığı maçlarda iyi performanslar gösterdi... Oynadığı 28 lig maçında 6 gol atıp, 11 asist yaptı... Şampiyonlar Ligi'nde ise Milan ile beraber çeyrek finale kadar çıktı ancak çeyrek finalde Barcelona'yı geçemediler... Serie A'da zirveyi son maça kadar zorladılar ancak 80 puan ile onların 4 puan üstündeki Juventus'u geçemediler ve ligi en yakın takipçileri olan Udinese'nin 16 puan üstünde 2. olarak tamamladılar...
Filippo Inzaghi'nin emekli olmasının ardından Pato 9 numaralı formayı aldı... Robinho da Pato'dan boşalan ve uğurlu olarak nitelendirdiği 7 numaralı formasına kavuştu... Ancak 2012-13 sezonuna iyi bir başlangıç yapamadı Robinho... Kronik hale gelen sakatlıkları ve bu sebeple düzenli olarak forma giyemeyişi performansını olumsuz biçimde etkiliyordu... Ligin ilk yarısında iki kere ciddi sakatlık geçirerek tam 8 maç kaçırdı... İkinci yarıda ise performansının ciddi bir düşüşe geçmesi sebebi ile bazen kadroya alınmadı bazen de yedek kulübesine mahkum oldu... Bu seferki düşüş ciddiydi... Ligde oynamayı başardığı 23 maçta sadece 2 gol kaydetti... 6 tane de asisti vardı... Sezon sonunda, Santos kulübü iki kez Robinho'yu istedi, ancak düşük maaştan ötürü Robinho teklifleri geri çevirdi... Buna rağmen, Milan ile daha düşük bir ücrette kontrat yenilemek zorunda kaldı ve kontratını 2016 yılına kadar uzattı... 

2013-14 sezonuna daha iyi bir başlangıç yapmıştı... Şampiyonlar Ligi'nde gruplarda Barcelona'ya San Siro'da, vatandaşı Kaka'nın asistinde bir gol attı... Ligde ise 8. haftaya kadar 2 gol atıp 4 asist yaptı... Sonrasında ise yaşadığı düşüşten dolayı daha az süre buldu ve aralık ayında yaşadığı omuz sakatlığından ötürü 5 maç kaçırdı... Döndükten 6 hafta sonra tekrar sakatlanarak tamamen formdan düştü... İkinci dönüşünde tam anlamıyla yedek kulübesine mahkum olmuştu... İşler kötüye gidiyordu...


Robinho için kabus gibi geçen bir sezondu... Ancak Milan kulübü de çok başarısız bir şekilde ligi 8. sırada bitiriyordu... Sezon boyunca bazı karşılaşmalarda milli takıma çağırılmasına karşın, Luiz Felipe Scolari'nin takımına çağırılmadı ve Brezilya'da düzenlenecek olan dünya kupasında ülkesini temsil etme şansını kaçırdı... Düşüşü ile beraber Santos'un yolunu ikinci kez tuttu... Milan'ın maaşının yarısını ödemeyi kabul etmesi üzerine, 6 Ağustos 2014'te tekrar evine döndü... Santos'ta oynadığı 16 maçta 4 gol kaydetti...


Şimdilerde ise 31 yaşında ve Santos ile yeni sezona, yeni bir başlangıca hazırlanıyor... Yolu açık olsun...



                                                                                                                               Umut Naderi



11 Ağustos 2013 Pazar

Tutunamayanlar #2 : Álvaro Recoba

Tutunamayanlar yazımın ikincisi bu yazı, bu sabah Football Manager oynarken kendisine denk geldim ve yazı yazmaya karar verdim... Huzurlarınızda Álvaro Recoba...



Tam adı, Alvaro Alexander Recoba Rivero olan arkadaşımız, 17 Mart 1976'da Uruguay'ın başkenti olan Montevideo'da dünyaya gelmiş... Küçük bir çocuk iken futbol tutkusu ile büyüyen Alvaro, şehrinin nacizane kulüplerinden biri olan Danubio'da futbol hayatına ilk adımı atmış... Beş yıl kadar uzun bir sürecin ardından Recoba, 1994-95 sezonunda ilk kez Danubio'nun A Takımı'na çıkmayı başarmış ve 16 yaşında ilk kez resmi maçlarda forma giymeye başlamış... Maçlardaki performansı ve muhteşem sol ayağı ile herkesin beğenisini o yaşta kazanmayı başaran Alvaro, 1996-97 sezonunda Nacional takımına transfer olmuş... 

Nacional takımındaki güzel sezonun ardından İtalya devi Inter Milan, kendisine teklif yapar ve Alvaro cüzi bir fiyata Çizme'ye yelken açar... Adından söz ettireceği yere, Milano'ya gider... O ilk maçına çıkarken, Brezilyalı Ronaldo da onun ile aynı maçta Guiseppe Meazza çimlerine İnter forması ile ilk kez ayak basar... 20 numaralı lacivert-siyahlı forması ile oyuna sonradan girerken tribünlerde ve ekranlarda kimsenin beklemediği kadar güzel bir performans ortaya koyunca, gündemden düşmez Alvaro...



Maçın ikinci yarısında top kaleye yaklaşık 35 metre civarında ayağına gelince vurmaktan çekinmez ve kaleye adeta bir füze yollar daha ilk maçında... Inter taraftarı çıldırmıştır golden sonra... Dakikalar sonra Inter bu sefer 40 metre civarından bir serbest vuruş kazanır ve Alvaro onu da muhteşem bir vuruş ile gole çevirir ve maçın skorunu tek başına tayin eder... Maçı İnter geriden gelerek 2-1'lik bir skor ile kazanmıştır...

Aynı sezon 60 metre civarından da bir gol kaydetmiştir Alvaro... Burada bir sezon daha geçirdikten sonra 1999 sezonu başlangıcında küme düşme hattında mücadele veren Venezia'dan kendisine kiralık teklifi gelir... İnter de teklifi kabul edince Recoba yeni kulübünde forma giymeye başlar...

Orada geçirdiği sezonda 11 gol, 9 asist yaparak harika bir sezon geçiren Recoba, bu çabası ile Venezia'yı da o sezon Seria A'da tutmaya yardım etmiştir...

Alvaro 2001'de kulübüne geri dönerken İtalya'da geçirdiği 5 sezonun ardından bir İtalyan pasaportuna sahip olur... Ancak sahte pasaporta sahip olduğu gerekçesi ile kazandığı İtalyan pasaportu elinden alınır ve bu olaylardan ötürü İtalya Federasyonu'ndan 1 yıl futbol müsabakalarına katılamama gibi ağır bir ceza alır... Daha sonra mahkemelerde ceza 4 ay gibi daha iyimser bir rakama çevrilir... 

Recoba bu kötü haberlere rağmen 2002'de Japonya'da düzenlenen Dünya Kupası'nda Uruguay Milli Takımı'nın formasını giyer ve turnuvada sadece bir gol kaydeder... Senegal'e grupların son maçında kaydettiği gol takımına umut verse de 3-3 biten maçın sonucunda Uruguay gruplardan çıkamaz ve turnuvaya erken veda etmek durumunda kalır...

Turnuva sonrasında Recoba, İnter ile yeni bir sözleşme imzalar ve 2006 yılına kadar İnter'liyim mesajını verir...

2004-05 sezonunda İnter 9 Ocak 2005 tarihinde kendi sahasında Sampdoria ile karşılaşır... Maça İnter çok kötü başlar ve Sampdoria'nın, Meazza'da 2-0 öne geçmesine engel olamaz... Maçın ikinci yarısında sinirler iyice gerilir ve Mancini, Adriano'yu kenara alırken Alvaro Recoba'yı sahaya sürer... Maçta son anlardır ve Recoba'nın uzaktan çektiği şutun direkten dönmesi İnter'i şaha kaldırır... Bu pozisyonun 2 dakika sonrasında Recoba, Obafemi Martins'e asist yaparken, imkansızın sinyallerini verir... Bu golden sadece 3 dakika sonra da Martins'in olağanüstü çabası ile Christian Vieri skor tabelasına 2-2'yi yazar... Herkes beraberliğin yeteceğini düşünürken, Alvaro sol ayağını konuşturur... Ceza sahasının yayında önüne düşen topa olağan gücü ile vurur Alvaro... İnter taraftarlarını coşkuya boğar... Maçın son düdüğü çaldığında skor tabelasında 3-2 yazıyordur... Yazmayan ise sonradan oyuna girip takımı sırtlayan Alvaro'dur...


2006 yılı yaklaşırken Recoba tekrar milli takımına çağrılır... 12 Ekim 2005 günü oynanan Uruguay - Arjantin karşılaşmasında sahadadır Alvaro... Maç zorlu geçer ve maçtaki tek golü kendisi ikinci yarının daha başında kaydederek Uruguay'ı 2006 Dünya Kupası elemelerine taşır... Ancak eleme finallerinde Avustralya'ya karşı oynanan maçta Uruguay penaltılarda 4-2 kaybedince Uruguay yine bir dünya kupasına katılamaz...


2006-07 sezonuna gelirken Alvaro, Inter takımından ayrılmak istediğini medyaya bildirmiştir... Gerekçe ise ilk 11'e çok az girebilmesi ve çok az maça çıkmasıdır... Bu kararın ardından sözleşmesinin son sezonunda Recoba, Torino kulübünde kiralık olarak forma giymiştir... 

Torino'daki akılda kalan en önemli maçı Coppa İtalia'da Roma'ya karşı oynadığı maçtır... Maçın ilk yarısında 20 metreden sol ayağı ile bir gol kaydederken, ikinci yarıda ise savunmanın arasına sarkarak kaleciyle karşı karşıya golünü kaydetmiştir... 3-1 biten maç o zamanlarda Recoba'nın akılda kalan en önemli maçlarından birisi olmuştur... Ancak yine ilk 11'e girmekte sıkıntı çekmektedir ve sakatlıklardan kurtulamamaktadır... İtalya'dan ayrılmaya karar verir Alvaro...

Torino'da 28 maç oynamasına karşın 7 gol kaydederek sezonu tamamlamıştır... Tam 10 sezon İnter ile geçirdiği Seria A macerası tamamlanmıştır... Alvaro İnter adına, 248 maçta 72 gol kaydetmiştir...

Bu kararların ardından Alvaro'nun yeni rotası Yunanistan olmuştur...  5 Ekim 2008 yılında Panionios ile kontrat imzalayan Uruguaylı, Panionios kulüp tarihinin en büyük oyuncusu konumuna geçmiştir... Ancak sakatlık problemleri Yunanistan'da da devam edince sezonu 5 gol ve 7 asist gibi tatmin etmeyen bir istatistik ile tamamlar...

Sonraki sezonda ise neredeyse sezonun büyük bir bölümünü sakat olarak geçirir ve bunların yanında aldığı yüksek maaştan dolayı Yunan kulübü kontratını karşılıklı feshetmeyi teklif eder... Toplantılar olumlu geçer ve 16 Aralık 2009 günü Alvaro'nun da isteği doğrultusunda Uruguaylı oyuncu serbest kalır....
2 yıllık Panionios kariyerinde oynadığı 21 maçta sadece 7 gol kaydeder ve yükseklerden düşüşün göstergesi olur... 

Sonraki sene ise bu işe başladığı yere Danubio'ya geri döner... 31 maçta 10 gol atar... Bu performansın ardından yine eski bir dost olan Nacional kulübünün kapısını çalar ve imzasını atar... 2011 sezonunda Alvaro Recoba Nacional kulübü ile anlaşır ve orada forma giymektedir... Son iki senede kendisi 35 maçta 12 gol kaydetmiştir... Sessiz sedasız bir şekilde kariyerini noktalama planları içerisindedir 37 yaşındaki unutulan yıldız... Kariyerini mahveden sakatlıkların ardından sessizce devam eden bir hayat...

Kendisine hayatının devamında iyi şanslar dileriz...

Umut Naderi




26 Temmuz 2012 Perşembe

Tutunamayanlar #1 : Tore Andre Flo


Bazı sporcular vardır. Spor tarihine adlarını altın harflerle kazırlar. Akıllarda yer edinirler. Öldüklerinde bile hatırlanırlar. Örnek olarak gösterilirler. Deyimlerde kullanılırlar. En iyisi oldukları içindir bütün bunlar.
Bazıları da vardır ki. Hedeflerine erken ulaşılar. Genç yaşta gözde haline gelirler. Ancak ne olup bittiğini anlamadan kendilerini başka bir senaryonun içinde buluverirler. En üstte iken en alt seviyeye bodoslama çakılırlar.

Tore Andre Flo'nun hikayesi de böyle işte. 1993'te Norveç'in Sogndal takımına transferi ile başlıyor onun için herşey. Genç yaşına rağmen, 1,94'lük boyuna rağmen çok çevik bir oyuncuydu o zamanlar. Takımında 44 maç oynadı o sene. 21 de gol kaydetti. Ancak bunlar takımını ligde tutmak için yeterli değildi. Henüz 19 yaşındaydı. Genç yetenek olarak dikkat çekmişti. Takımı ligden düşmesine rağmen, o lige tutundu. Ligin köklü takımlarından Tromso'ya transfer oldu. 20 yaşında Norveç Ligi'nin en büyük kulüplerinden birinde forma giyecekti.

Gençti, yedek olarak şans bekleyecekti... O sene 26 maçta forma giyebildi.  18 gol kaydetti. Büyük beğeni topladı "Genç Dev". Takımının da en çok gol atan oyuncusuydu o sene de ayrıca. Bu başarı ile Norveç Milli Takımına çağırıldı...

Ancak Tromso macerası kısa sürmüştü. Sezon sonunda Brann kulübü ile sözleşme imzaladı genç yıldız. O sene de 40 maçta forma giyip 28 gole imza attı. Norveç Ligi'ne damga vurmuştu adeta.

Brann'daki ikinci sezonundaydı. Herkes onun için iyi bir sezon olacağından emindi. Ancak Ağustos ayının sonuna gelinirken Chelsea'nin Flo ile ilgilenme dedikoduları patlak verdi. Aklı yüksekte olan genç oyuncu gitmek istediğini belli etmişti. Ayrılık biraz üzücü oldu ve 1997 Ağustos'unun son haftası Flo, Chelsea FC ile kontrat imzaladı.

Chelsea'ye 300 bin pound'a transfer olarak Chelsea için çok karlı bir transferdi Tore Andre Flo. Sezon içinde Chelsea'ye yardımcı olmak için bonservisini yarıya indirdiği dedikoduları çıktı. Brann hakkını aramak amacı ile FIFA ve UEFA'ya başvursa da netice Chelsea lehine sonuçlandı.

1998 yılında Chelsea için oynadığı maçlarda 11 gol kaydetmeyi başardı Flo. Premier Lig'de uzun boylu olmanın avantajını iyi kullanmaya başlamıştı.

Flo dakika 83'te 1-1'lik eşitliği getiren vuruşu yapıyor.
Aynı sene Norveç ile Dünya Kupası'nda Brezilya'ya attığı gol ile adeta Norveç'e hayat vermişti. Golün ardından Flo asist yaparak 2. golün atılmasında büyük pay sahibi oldu. Bu sonuç ile Norveç zorlu Brezilya'yı grup maçında 2-1 ile geçti.

Ancak gruplarda 3. olan Norveç elemelere kalamayarak Dünya Kupasına veda etti. Flo ise Norveç Milli Takımında en çok göze batan isimdi.

Attığı golü sağ taraftan, koyduğum videodan izleyebilirsiniz. O boyuna rağmen Flo çevikliğini mükemmel kullanıyordu. Brezilya savunmasında Roque Junior'ı çok iyi ekarte etmişti.


İleriye gittiğimizde ise Flo'nun Chelsea kariyeri çok dolu geçiyordu. Avrupa'nın en iyi forvetleri arasında gösterilmeye başlamıştı 24 yaşındaki oyuncu. En iyi
yıllarını Chelsea gibi bir kulüpte geçirmek onun için büyük bir şanstı. Arkasındaki pozisyonda oynayan oyuncu ise Gianfranco Zola'dan başkası değildi. Onun attığı paslar ile Flo'nun işi kolaylaşıyordu.

Tanınan bir tarih olmak üzere. 1999 senesinde Galatasaray ve Chelsea aynı grupta mücadele vermişti. Ali Sami Yen'deki maçta Flo Chelsea için 3 gol kaydederken bir de asist yapmıştı. O maçı Chelsea 5-0 kazanırken Galatasaray'ı UEFA Kupası'na iteleyen takımdı adeta.

Aynı Şampiyonlar Ligi macerasında Chelsea H Grubu'ndan 1. olarak çıkmış ve Çeyrek Final'de Barcelona ile eşleşmişti. Zorlu maçın ilk ayağında Flo'nun attığı 2 golle Chelsea, Barça'yı 3-1 ile kendi evinde devirmişti. Ancak Barcelona pes etmeye niyetli değildi.

Maçın rövanşında Barcelona fırtına gibi başlamıştı. Rivaldo ve Figo'nun golleri ile 2-0 öne geçen İspanyollara ilk dur sinyali 60. dakika'da Flo'nun attığı gol ile gelmişti. Ancak pes etmeyecekti İspanyollar. Oyunun bitimine yakın zamanda Dani'nin golü geldi ve maç uzatma dakikalarına gitti. Chelsea uzatmalarda gelen Rivaldo ve Kluivert gollerine engel olamayınca turnuvadan erken ayrıldı.

Her iki maçta da goller atan Flo büyük beğeni topladı.

2001 sezonunda ise Flo'nun kariyerine çukur kazan olay gerçekleşti ve Chelsea İzlandalı Gudjohnsson ve Jimmy Floyd Hasselbaink ile anlaştı. Flo defterden silinmişti.

İskoçya Ligi'ne yelken açtı ve Rangers ile kontrat imzaladı. 2 Sezon içinde sadece 29 gol atarak düşüşün sinyalini veriyordu. Rangers macerası da kısa sürdü Flo'nun.

Sunderland'e gitti ancak orada 29 maçta 4 gol atarak varlığını ortaya koyamadı. Bir sonraki sene uzak bir lige gitti Flo. İtalya'da Siena için forma giyecekti. Ancak 2 sezon içinde sadece 13 gol atarak vasatın üstüne çıkamadı Flo. Artık eskisi gibi değildi. Çevikliğini yitirmişti. Sıradan uzun boylu santrafor rolüne bürünmüştü adeta.

Sonraki 3 sene içinde Valerenga ve Leeds United'ı dolaştıktan sonra Flo, Milton Keynes Dons takımında oynadı ancak 13 maçta da hiç gol kaydedemedi Norveçli.

2011 yazında ise başladığı yer olan Sogndal'a geri dönüş yaptı. Şu aralar ise 39 yaşında ve futbolu bırakmaya çok yakın.

                                                                                                                              Umut Naderi